Çünkü insanlar ikiye ayrılır. Eline boş bir defter, beyaz bir sayfa, yeşil bir tahta verildiğinde hemen onu ezberledikleri, bir gün yazarım diye sakladıkları veya o an ürettikleri laflarla dolduranlar; boş deftere, beyaz sayfaya, yeşil tahtaya ve onların dingin duruşlarındaki mükemmelliğe kıyamadıklarından oturup karşısına öylece bakakalanlar.
Hemen yazanlar sinirli farlı vay anasını sayın seyircilerlediğiniz Pontiac'lara sahip olurlar ( tabi Pontiac'lara sahip olan bir kitle daha vardır ki onlar ziyadesiyle güzel ve şanslıdırlar).
Ortalama 2500 roman sayfası kotasını dolduran her insanoğlu ise o kağıda hunharca saldırmadan önce öyle bakakalır işte. Benim biraz önce bu satırlara baktığım gibi.
Kendini değersiz gördüğünden, ya da başkalarından daha az söyleyecek sözü olduğundan değil; insanın bildikçe sıradan gelen düşüncelerinden.
Dolayısıyla demek ki gerçek başarı belki de çok şey bilmek değil içindeki motivasyonu kaybetmemek.
Yaklaşık bir yıl önce bu sayfayı alırken neler hissettiğimi, neler yaşadığımı bildiğimden bu blogu ne halt etmeye açtığımı hatırlıyorum. Eksik olansa benim gibi aslında herşeyden az çok bilen birinin üzerine ahkam kesecek kadar önemli gördüğü bir düşüncesi olmaması.
---
---
---
Ve dünyadaki en iğrenç şeylerden biri parmak arasına sıkışmış saç telidir.